Can TATAR Can TATAR | GoogLe SiteMap | Valid XHTML 1.1 and CSS 3
  • Yarginin Bagimsizligi Hakimin Tarafsizligi

    Yargının Bağımsızlığı Hakimin Tarafsızlığı

    Insanoğlunun ; toprağa sahip olup yerleşik hayata geçmesiyle birlikte gereksinimleri farklılık göstermeye başlamıştır. Toprağı işlemeyen ve dolayısıyla ona sahip olamayan insanoğlunun gereksinimleri karnını doyurmak yani avlanmak ve avladığının semerelerinden yararlanmaktan öteye geçemiyorken , toprağa sahip olan ve onu işlemeye başlayan insanoğlu yerleşik hayatada ilk adımlarını attı. Bu adımlar beraberinde bundan önceki gereksinimlerden farklı gereksinimler doğurmaya başladı.

    Bunlardan ilki ; sahip olunan toprağın kimin mülkiyetinde olduğu sorunun çözüme kavuşturulması , daha sonra toprağa sahip olan ile onu işleyen arasındaki sahip-köle kavramlarıyla birlikte ikili ilişkilerin düzenlenmesi sorununun giderilmesi gereksinimiydi. Yerleşik hayata adım atan insanoğlunun yeni gereksinimleri çığ gibi büyüyordu. Zira sadece toprağa sahip olmak ya da onu kimin işleyeceği sorununun çözülmesi ihtiyacından sonra birde kabileler halinde yaşayan insanoğlunun yeni topraklar kazanbilmek adına vereceği savaşlarda geride bıraktığı ailelerin korunması ve güvenliği sorunun çözüme kavuşturulması ihtiyacı baş göstermeye başladı. Bu durumda , kabileleri oluşturan insanların iradelerinin üstünde , onların yoklugunda; onları , ailelerini , topraklarını ve haklarını korumaya yarayan , ilişkileri düzenleyen ayrıca güvenlik sağlamak icinde gerekli olan ve adına devlet dediğimiz siyasi organizasyonun temelleri atılmış oldu. Zaman içinde insanoğlunun gelişimi ve devinimiyle birlikte devlet dediğimiz toplumun siyasi organizasyonuda gelişmeye başladı.Toplum ve onu oluşturan insanlar geliştikçe gereksinimler farklılık ve gelişim gösterdikçe ve dolayısıyla insanoğlu düşünmeye başladıkça çeşitli fikirler ortaya çıktı. Bu fikirler ; ekseriyetle yine toprak üzerinden gelişen fikirlerdi. Yani toprak sahibi ve toprağı işleyen arasındaki anlaşmazlıklar , felsefi ve siyasi fikirlerin ortaya çıkmasına sebep oldu.Ezilen ve ezen , sahip köle , burjuva işçi gibi fikir ve ekonomik göstergelere göre belirlenen sınıflar doğdu. Işte tüm bunların varlığında devletlerde kendilerini çeşitli sınıflara ve sistemlere göre ayırmaya başladılar. Tabiki din olgusunuda göz ardı edemeyiz. Güçlü ve zengin olanın her zaman haklı olması gerektiği düşüncesinin yanlışlığı HUKUK dediğimiz kavramında yeşermesine neden oluyordu. Ezilenler , güçsüz oldukları için ezilmek istemiyorlar , güçlüler kendilerinden daha güçlü olanlar karşısında ezilmek istemiyorlar , inançsızlar teoratik devlet yapısında inançlılar karşısında ezilmek istemiyordu. Ve bu istekler tüm iradelerin üstünde olan bağımsız ve tarafsız bir HUKUK kavramını oldukça güçlendiriyordu.  Bu dönemler sonrasında devlet dediğimiz toplumun siyasi organizasyonu da hızla gelişmeye devam ediyordu elbette. Bu gelişme devlet in erklerin ayrılığı prensibini mecbur kılacak pozisyona kadar gelmişti. Yasama – Yürütme ve en nihayetinde Yargı. Bu erklerin birbirinden ayrılması gerektiği ve her birinin diğerinden bağımsız çalışması gerektiği prensibini John Locke ve Charles de Montesquie ileri sürmüştür. Bu prensibin varlık sebebi ; güçlü olan kişi ya da kurumun elindeki gücü kötüye kullanacağı yahut kullanabileceği varsayımıdır.Hem kuvvetin kötüye kullanılmasını önlemek hem de güçler arasında denge sağlamak söz konusu varsayımına karşı bir önlem olarak kabul edilmiştir. Ancak burada ki temel nokta yani bu gereksinimlerin varlık sebeplerinin ve bu prensibin yerini bulabilmesi ancak ve ancak demokratik sistemlerde olabilir. Zira yargıyı totaliter sistemde  güçler arası denge aracı olarak görmek imkansızdır. Hitler Almanyasında Yargı  vardı ama rejimin dokusu gereği bağımsız ve/veya tarafsız olabilmesi olanak dışıydı. Bu tip sistemlerde yasama yürütme ve yargı erklerinin ayrılmasının Montesquie ve Locke nin prensibinin amacıyla örtüştüğü söylenemez. Dolayısıyla bağımsız ve tarafsız olamayan yargının , güçler arası dengeyi koruyucu , gücün kötüye kullanılmasını engelleyici , kimlik ve konum farkı olmaksızın vatandaşlara eşit mesafe durabileceği fikirlerinden de bahsetmek olanak dışı olmaktadır. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile alakalı 1950′li yıllardan sonra milletlerarası organizasyonların aldığı bazı kararlarda mevcuttur.

    Bu kararlara göre ;

    +Hakimler karar verirken sadece kanunlara bağlıdırlar,
    hiçbir yerden direktif almazlar ve azledilmezler.

    +Devlet, yargının görevini gerektiği gibi yerine getirmesi için gereken maddi olanakları sağlar,

    +Hakimlerin atanmaları ve meslekte ilerlemeleri hükümetin dışındaki merciler tarafından yapılır,

    +Hakimlerin bağımsızlığını bir yüksek hakimler kurulu garanti altına alır

    +Yüksek hakimler kurulunun üyelerinin yarısı hakimlerden oluşur, diğer üyeler parlamento tarafından belirlenir.
    Milletlerarası organizasyonların 1950 lerden sonra aldığı kararlarından bazılarını yansıttım size. Ancak bu yansıtılan kararların son maddesinin şahsımın garip ve sığ hukuk bilgisi ışığında değerlendirmeye alındığında , Yargı Bağımsızlığına darbe vuracak bir nitelik taşıdığınıda ifade etmek isterim. Zira parlemento dan seçilecek üyelerin bağımsızlık ve tarafsızlıklarını ne ölçüde koruyabileceklerine dair derin şüphelerim var.
    Şimdi bazı Avrupa devletlerindeki uygulamalari inceleyelim;
    Fransada yargının bağımsızlığını devlet başkanı garanti altına alır. Bu görevini yaparken yüksek hakimler kurulu tarafından desteklenir. Kurulun başkanı devlet başkanıdır. Adalet bakanı başkan yardımcısıdır. Yüksek hakimler kurulunun iki bölümünden birisi hakimler için diğeri savcılar için yetkili.

    İspanyada yargı yetkisi bağımsız bir konsey tarafından kullanılır. Konsey hakimlerin tayini ve terfileri ile uğraşır. Bu konseye adalet bakanı dahil değildir. Savcılar İspanyada yargıya dahil olmadığından konsey savcılar için yetkili değil. Konseyin üyeleri parlamento tarafından seçilir.

    Portekizde hakimlerin atanması, yer değiştirmesi, terfi ve disiplin cezaları için Yüksek hakimler kurulu yetkili. Kurulun usul yasalarının değiştirilmesinde adalet bakanına teklif verme hakkı var. Yüksek hakimler kurulu, yedi parlamento üyesi, cumhurbaşkanı tarafından tayin edilen iki hakim ve hakimlerin kendi aralarından seçtikleri yedi üyeden oluşuyor.

    İtalya Modeli sayılan modellerin içinde yargının bağımsızlığını garanti altına alma açısından en etkili model olarak tanımlanıyor. Bu modelin temelinde faşizmden alınan ders yatıyor. Yargı hükümete ve meclise karşı tamamen otonom ve bağımsız. Hakimlerin bütün özlük işlemleri Yüksek Hakimler Kurulu tarafından yürütülüyor. Aynı bağımsızlık yargı organının bir parçası olarak tanımlanan savcılar içinde söz konusu. Hakimlerin azledilmeleri sadece yüksek hakimler kurulu tarafından ve kanunda öngörülen hallerde mümkün. Yüksek hakimler kurulunun başkanlık görevini anayasa Cumhurbaşkanına vermiş. Yargıtay başkanı ve başsavcısı kurulun üyeleri. Diğer üyelerin üçte ikisi mahkemeler tarafından, üçte biri parlamento tarafından hukuk fakültesi profesörleri ve meslekte on beş senelik tecrübe sahibi avukatlar arasından seçilir. Yüksek hakimler kurulu parlamento tarafından seçilen üyeler arasından bir başkan yardımcısı seçer. Adalet bakanı kurulun üyesi değildir, buna rağmen oturumlara katılabilir. Kurul anlatılan şekli ile İtalyanın özerk yargı organını temsil ediyor.

    Belçikada’da anlatılanlara benzer bir kurul var. Bu kurul mahkemeleri kontrol eder. Bu kontrolden elde ettiği sonuçları hükümete ve parlamentoya bir raporla bildirir ve sistemin geliştirilmesi için tekliflerde bulunur. Hakimler in ve savcıların tayininde, yerlerinin değiştirilmesinde ve terfilerinde katkıda bulunur. 44 kişiden oluşan kurulun üyelerinin yarısını Hakim ve savcılar kendi üyeleri arasından seçer. Diğer yarısı senato tarafından hukukçular arasından seçilir.

    İsveç, İrlanda, Hollanda ve Danimarka dada yüksek hakimler kurulları var. Bu ülkelerdeki Hakimler kurullarının görevleri daha ziyade maddi ve idari konularla sınırlı.

    Doğu bloku’nun çöküşünden sonra kurulan Orta Avrupa ve Kuzey Avrupa ülkelerinde’de Milletlerarası Hakimler Birliğinin yardımı ile Yüksek Hakimler Kurulları kurulmuş. Bu kurullar, hakimlerden oluşan üyelerin çoğunlukta bulunduğu merkezi yargı organları.

    Görüldüğü üzere yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyabilmek adına bir çok kendisini gelişmiş devletler olarak gören devletlerde çeşitli önlemlere ve yollara başvurmuşlardır.Aslında üzerine eğildiğimiz ‘yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı’ sorunu devleti oluşturan tüm bireylerin ortak sorunudur ve mutlak olarak tüm fikirlerin üzerinde bir fikir ile çözümlenmesi gereken bir sorun ve tartışmasız bir ihtiyaçtır.

    Yargının bağımsızlığın temelinin en kuvvetli çimento köklerinden birisi olan haklimlik teminatınada unutmamak gerekir.Şimdi 61 anayasasındaki bazi düzenlemeler ile Türkiyede yargı bağımsızlığına girelim ve ardından güncel örneklerle konumuzu devam ettirelim.
    Türkiye Cumhuriyetinde 61 Anayasında ; emeklilik yaşının düzenlenmesi ve hakimlerin özlük haklarının bağımsızlığı ile hakimlik teminatı sağlanmaya çalışılmıştır.Ardından 80 dönemindeki darbe ile kapatılan mahkemeler , istenilen kararlar çıkmadığı için tayin edilen hakimler ve daha nice yargının bağımsızlığına ket vuracak hareketler.
    Sonrasında 82 Anayasındaki düzenlemeleri incelememiz gerekiyor
    82 Anayasasındada 61 Anayasasında olduğu gibi kuvvetler ayrılığı prensibi benimsenmiştir.Ancak yaman çelişkiler olduğuda göz ardı edilemez.Örneğin ; Anayasanın 9. maddesinde “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız yargı organlarınca kullanılır” , 138. maddesinde, hâkimlere yargısal görevleri nedeniyle talimat verilemez, genelge gönderilemez, tavsiye ve telkinde bulunulamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında, Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili görüşme yapılamaz, mahkeme kararlarına hem yasama hem de yürütme uymak zorundadır. Anayasanın 139. maddesine göre hâkim ve savcılar azledilemez hükmünü içermektedir. Ancak hakim teminatını dolayısıyla yargı bağımsızlığını destekleyen bu maddeler dışında bir de bu maddelerin ruhuna ters içerik taşıyan bir madde vardır. Anayasanın 140/6. maddesinde hâkim ve savcıların idari yönden Adalet Bakanlığına bağlı olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla bu açık bir tezat oluşturmaktadır.
    Ayrıca ;
    HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN da bu noktada hakim teminatını ve dolayısıyla yargı bağımsızlığını zorlayıcı bir taşımaktadır.O yüzden kanun u aynen buraya yazarak paylaşmak istiyorum.
    HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN
    Kanun No : 4790
    Kabul Tarihi : 15/01/2003
    Resmi Gazete Tarihi: 26/01/2003
    Resmi Gazete Sayısı: 25005
    Madde 1 – 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 9 uncu maddesinin Anayasa Mahkemesinin 14/12/1995 tarihli ve E. 1995/19, K. 1995/64 sayılı kararıyla iptal edilen ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
    Yukarıdaki maddede belirtilen niteliklere sahip olup, yazılı yarışma sınavı ile mülakatta başarı gösterenler, başarı derecelerine göre sıraya konularak Adalet Bakanlığınca önceden belirlenen ihtiyaç sayısına, daha önce başka görevlerde kadro, maaş ve derece yönünden iktisap etmiş oldukları haklar nazara alınmak suretiyle lisans, lisansüstü (master) ve doktora öğrenim durumlarına göre Devlet memuriyetine giriş derece ve kademesiyle veya bu derecelerden aşağı olmamak şartıyla müktesep olarak almış oldukları derece ve kademeyle adaylığa atanırlar. Bu atamada, daha önce serbest avukatlık yapmış olanların avukatlıkta geçen sürelerinin üçte ikisi de değerlendirilir. Bu sıraya göre ihtiyaç sayısınca atananların dışında kalanlar bir hak iddia edemezler.
    Madde 2 – 2802 sayılı Kanunun Anayasa Mahkemesinin 14/12/1995 tarihli ve E.1995/19, K.1995/64 sayılı kararıyla bazı hükümleri iptal edilen 39 uncu maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
    Madde 39 – Hukuk fakültelerinde maddi hukuk ve usul hukuku dallarında hukuk dersi veren profesörler ve doçentler, almakta oldukları kadro aylıklarının karşılığı sınıf ve derecedeki adli yargı hakim ve savcılıklarına; hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, idari ilimler fakültelerinde idare, maliye ve ekonomi dallarında ders veren profesörler ve doçentler, almakta oldukları kadro aylıklarının karşılığı sınıf ve derecedeki idari yargı hakim ve savcılıklarına atanabilirler.
    Mesleklerinde en az beş yıldan beri fiilen çalışmakta olup, bilimsel güç ve yeteneği ile hizmet ve meslekteki başarısına göre emsali arasında temayüz eden avukatlar, mesleğe kabul edildikleri tarihte otuzbeş yaşını geçmemiş olmak koşuluyla, avukatlıkta geçen sürelerinin üçte ikisi meslekte geçmiş gibi sayılarak ve görevin gerektirdiği kanuni şartlar göz önünde bulundurularak girebilecekleri sınıf ve derecedeki adli ve idari yargı hakimlik ve savcılıklarına atanabilirler.
    İkinci fıkradaki avukatlardan Türk hukuk fakültelerinde veya yabancı bir hukuk fakültesinde doktora diploma ve unvanını almış olanlar atanabilecekleri derece ve kademeye bir derece, meslekle ilgili lisansüstü (master) öğrenimi yapmış olanlar ise atanabilecekleri derece ve kademeye bir kademe eklenmek suretiyle atanırlar.
    Yukarıdaki fıkralarda yazılı şartları taşıyan isteklilerin mesleğe alınıp alınmayacakları ve alınmaları halinde girebilecekleri sınıf ve dereceler Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belli edilir.
    Madde 3 – 2802 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesinin Anayasa Mahkemesinin 14/12/1995 tarihli ve E. 1995/19, K. 1995/64 sayılı kararıyla iptal edilen ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
    Ancak, bu şekilde atanacakların meslekten ayrıldıktan sonra doçentlik veya profesörlükte geçirdikleri sürelerin tamamı; avukatların ise fiilen avukatlıkta geçirdikleri sürenin üçte ikisi, hakimlik ve savcılıkta geçmiş sayılmak suretiyle girebilecekleri sınıf ve derecelerin tespitinde değerlendirilir.
    Madde 4 – 2802 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
    Ek Madde 1 – Hakim ve savcı adaylığına atanacaklar ile hakimlik ve savcılık mesleğine kabul edilecekler ve hakim ve savcı sınıfı dışında kalan adli ve idari yargıda çalıştırılacak tüm personel hakkında 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre arşiv araştırması yapılır.
    Madde 5 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
    Madde 6 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
    61 ve 82 anayasasında ayrıca son kanun değişikliği üzerinde örneklerimizi verdikten sonra söylememz gereken şu ki ; Adalet Bakanı ve Müsteşarının içinde bulunduğu bir kurul bağımsızlıktan uzak olmak zorundadır. Zira , belli bir siyasi fikrin temsilcisi olan bakan ve müşteşar atamalara asla karışamamalıdır.

    Sonuç olarak ; Yönetenler şunu çok iyi bilmelidirler; Hukuk hiçbir grup, zümre , kurum , örgüt yahut bir kişinin tekeline girebilecek kadar sığ değildir ve olmayacaktır ve Hukuk bir gün yönetenlere de lazım olacaktır. Işte o zaman yönetenlerde Yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığını anlamını daha net bir şekilde kavrayacaklardır. Bağımsız bir hakim tarafsız bir yargı sonucuna gebedir. Yargının tarafsızlığını  ve bağımsızlığını zedeleyenler ve dolayısıyla bağımlı  hakimin oluşmasına yol açanlar bilmelidirler ki ; tarafsız ve bağımsız hakim önünde yargılanmamak , toprağı işlemeye başlayarak yerleşik hayata geçen ve o günden bu güne kadar mücadele veren insanoğlun tümünün emeğine , çabasına yapılmış bir insanlık suçudur.

    Yazar : Can TATAR

Henüz Yorum Yapılmamış.
You must be logged in to post a comment.
TOP
| Web Stats | can | tatar | | cantatar |